Gelibolu Şehitlik Alanları

Martyrdoms of Gallipoli 

Gelibolu Yarımadası, tarihin hiçbir döneminde kimse için tekil bir anlatı sunmamıştır. 1. Dünya Savaşı’na katılmış milletler için anlatı ister zafer ister kayıp üzerinden kurulmuş olsun, bu topraklarda savaşırken ölmüş binlercesinin anısı belli türden bir güncellik taşımayı sürdürmektedir. Bu ölümleri bu toprakla ilişkide, bellekte canlı tutan şey, ölümün tekilliğini ve tamamlanmışlık duygusunu kıracak şekilde topluca, genç insanların başına, aşina olmadıkları topraklarda gelmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle, savaş söz konusu olduğunda ölüm ne kadar sıradan ve anonimse, bu görece küçük yarımadada yan yana yatan niceleri söz konusu olduğunda ise tek tek her birine dair çarpıcı ve tekil bir nitelik arz eder. Ölümün aynılaştırıcı kucağına düşene kadar, kısa hayatlarında yaşadıkları, düşündükleri, hayalleri, özlemleri ve hırsları bakımından her biri birbirinden farklı insanların anısını bu aynılık ve fark açmazında, canlı bedenlerinin aşina olmadığı ama şehit düşerek ebediyen bir parçası oldukları topraklarda yaşatmanın, salt mimari ya da peyzaj değil ama aynı zamanda oldukça insani, doğayı, topografyayı ve jeomorfolojik yapıları gözeten ve kurulmaya çalışılan anlam bütünlüğünün çarpıcılığını kavrayarak yaşatmayı düşündük. Bu basit bir karşıtlıkta ve tercih ortaya koyarak değil, tersine doğayla ilişkisellikte yol almamızı sağladı.

Gelibolu Yarımadası’nda halihazırda yer alan anıt ve anma mekanlarıyla görsel, düşünsel ya da betimsel bir diyaloğun zorluklarını da hesaba katarak anlatıyı katmanlı hale getirmenin gerekli olduğunu gördük. Bu katmanlı yapı, anma mekanlarını belli bir aynılık ve farklılık, düzen ve kaos, teklik ve çokluk ilişkisinde birbirlerine yaklaştırıp uzaklaştırmanın ve bu yolla ilişkiselliklerinden ve mekânı deneyimleyenlerin mekanla kurdukları öznel ilişkilerinden, hatırlamanın ve anmanın lineer olmayan zamansallığına dair dinamik bir anlatı ortaya koymanın yolu olarak belirdi. Tasarımın olanaklı kılmasını umduğumuz dinamik anlatı, her bir odak alanı için gerek malzeme bakımından farklılaşan temsil plastiğinde, gerekse de tasarıma altlık teşkil eden dingin ama çarpıcı bağlamda karşılığını bulmaktadır. Dolayısıyla insanı doğayla, yaşamı ölümle, hatırlamayı unutmayla, savaşı barışla ilişkisinde ve benzerliğinde düşünülür kılmak bu katmanlı yapının ana unsuru olarak belirdi.

Many people died in these geographies, which used to be very unfamiliar for them. Death makes identical of every single soldier, which used to have different lives, different hopes before joining the war. It is very difficult to make a representation of their struggle by design. So we try to make an emphasis on the geography of Gallipoli.

YER / LOCATION
Gelibolu/Gallipoli Peninsula

TARİH / DATE
2017

KURUM / INSTITUTION
Çanakkale Savaşları ve Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı

TASARIM EKİBİ / DESIGN TEAM
Nurbin Paker, Sertaç Erten, Devrim Çimen, Hüseyin L. Kahvecioğlu, Ceyda Özbilen, Eda Ekim Yılmaz, Gökşen Ezgi Boz, Mehmet Ali Uysal, Petek Kızılelma, Mustafa Ercan Zırh, Ayşenaz Toker, Özge Ejder

Söz konusu benzerlik ve ilişkilerin temsil edildiği değil tecrübe edildiği anma mekanlarının odağına anıt koymayı veya şehitlik alanlarını bir sınırla çevrelemeyi hiç düşünmedik. Bunun yerine anma mekanlarına karşıdan bakan ve bu bakış yoluyla üretilen anlamı anıtlaştırarak uzaklaştıran değil, bilakis onları yatay deneyime açarak yaklaştıran bir izleği takip etmeyi tercih ettik. Yaşanmış olanı yaşanmakta olanla, ölenleri yaşayanlarla, savaşın hırçın hatırasını korunmakta olan barışı borçlu olduklarımızın anısıyla ilişkiye sokan bir duruşu konumlandırmak için toprağın örtüsünü usulca kaldırarak oluşturulacak ara kesitler öngördük. Bu ara kesitlerde bazı alanlar için betimleyici bazı alanlar için daha soyut bir anlamın ifadesi olarak isim duvarları tasarladık. Mekânı sınırlarla belirlemek istemeyişimizde olduğu gibi, duvarların da bir yeri diğerinden bir sınır teşkil etmek bakımından ayırmasını değil bir anlam bütünlüğü için belirli bir yeri odak olarak işaret edilebilmesini istedik. Öte yandan isim duvarlarını anıtsal bir temsilin yerine de kullanmadık. Anıtsal olan, dağınık, kaotik bir içeriği doğada var olmayan bir tekdüzelik ve düzende ifade ederken, biz bu içeriği, doğayla uyumunda ne ise o olarak bırakarak, topografyanın müsaade ettiği yerlerde, jeomorfolojik yapılarla uyumlu bir çeşitlilik ve farklılıkta, duyumsanır kılmak istedik. Tarihin, yaşanmış, üstü örtülmüş olanın, doğayla, bitki örtüsü ile iç içe geçmişliğine müdahale etmeden toprağı usulca aralayarak oluşturduğumuz duvarların berisi ve ötesi arasındaki düşünsel, imgesel harekette sonsuzluğun hissedilir olması fikrinden hareket ettik. Bu duvarları askerler için siperler neyse bizler için de mekânın kendi anlatısının o olabileceği düşüncesinden hareketle ele aldık; savaş alanında, duraklama, düşünme, dinlenme, dinleme, hatırlama için bir bakış noktası.

Bu yolla, yarımadanın anlatısında bize neyin ne olduğunu, nerede ne olduğunu ve bunların anlam ve değerlerini dikte eden, şehitlerin adları ve sayılarının anıtsal temsilleri yolu ile değil toprağa düşürdükleri izler yoluyla anmanın olanakları üzerine düşündük. Bu, nihayetinde yerin ruhunu zamanın üzerine düşürdüğü izlerle koruyan mekânsal bir süreklilik yaratmamıza yardımcı oldu.

Albayrak sırtı- Süngübayırı 1/1000:

Yukarıdaki kavramsal çerçeveden yaklaştığımızda aynı tasarımı söz konusu 15 anma mekânı için uygulamayı önermek yerine her bir mekân için insan, doğa, tarih bağlamlarında karşımıza çıkan farklılıkların belirleyici olduğu, formel değil kavramsal birlik ideali etrafında oluşturulmuş 15 ayrı tasarım ortaya çıkardık. Böylece yarımadaya dağılmış bu 15 anma mekânı, anma deneyiminin mekânın gerek tek başına gerekse diğer anma mekanlarıyla ilişkisinde mümkün kıldığı farklı içeriklerle yüklenmek bakımından, farklı zamanlarda, farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilecek. Bununla birlikte tüm bu farklılık vurgusunun gözettiği etkiyi üst anlatı ile tutarlılık arz etmesi bizim için önemliydi. Bunu da belli türden tekrarlar yoluyla gerçekleştirdik. Yarımadaya dağılmış 15 anma mekanının her biri tarihin belli bir anında şahit olunan dramatik, trajik, destansı, sessiz, çok ses getirmiş, bazıları unutulmuş, bazıları hafızalarda yer etmiş, kahramanca, görev duygusuyla, vatan sevgisi ile, yurt özlemiyle, çaresizlikle, umutla yaşanmış insan deneyimlerinin nihayete erdiği yerler. Bu deneyimleri kişilerinden bağımsızlaştırıp mekanları ziyaret eden herhangi bir kişiye, mekanları neyin mekânı oldukları bilgisinden uzaklaştırıp mekânsallığa ve savaş yıllarını, zamanın ruhundan kopartıp zamansallığa ait kılmak yoluyla yarımadayı ve bu 15 anma mekanının tasarımını tekil anlatıya direnen yapısıyla tutarlılık arz eder tarzda ele almak istedik.

15 ayrı alanı aynılık ve farklılık gerilimi içerisinde ele almanın zorluklarının farkında olarak tasarım fikrimizi kurgularken ikili bir okuma önerisi sunuyoruz. Bunlardan birincisi, şehitlik alanlarının tüm Gelibolu Yarımadası coğrafyasında birbirleri ve mevcut bağlamla olan alansal ilişkisellikleri. Bu okuma bizim mekânsal kurgumuzun önemli dayanak noktalarından birisidir. Diğer okumamız ise bu türden anma alanlarının tasarlanmasında yine aynılık ve farklılık gerilimi bağlamında şehitlik temsilinin ele alınmasındaki yaklaşım. Bu yaklaşım, içerisinde hem tüm alanları birleştiren bir üst kurguyu, hem de her birini birbirinden nüanslarla ayıran bağlamsal özelliklerini öne çıkarabilmemizi mümkün kıldı.

Aynılık ve farklılık gerilimi bağlamında bir tasarım matrisi oluşturduk. Bu matris alanları birbirlerine bağlarken aynı zamanda her birini kendi bağlamları özelinde farklılaştırarak bir kompozisyon önermektedir. Bu matris ile şehitlik temsilleri savaş, toplu ölüm ve onu anma ritüelleri bağlamında aynılaşan kurgulara hapsolmadan bir bütünü oluşturan özgün parçaların tasarımını mümkün kılınmaktadır. Bu gruplamaların ana sütunları ise erişim tipleri, ziyaret öncesi bekleme/birikme noktaları, patika, yönlendirme/bilgilendirme ve şehitlik alanı kavramlarıdır. Özetle şehitlik alanı ile kurulan ilişkiyi tanımlayan bu güzergah, bir ziyaretçi deneyimi olarak, her bir ziyaretçiyi gerek ortak bir duyguya gerekse kişiden kişiye farklılaşan anlama ve duyumsama imkanlarını mümkün kılan bir arayüzdür.