Bezirhane Buluşmaları, Argos ve Arkitera işbirliği ile düzenlenen ve her yıl farklı tasarımcıları Kapadokya coğrafyasıyla buluşturan önemli bir etkinliktir.

Etkinlikte, Kapadokya bölgesi üzerine, mekansal ve toplumsal sorunları üzerine düşünme fırsatı bulduk.

This workshop was held in Cappadocia, the famous natural and historic moonscape region of central Anatolia. In this geological oddity, all invited design teams tried to think on a current problem. 

We as 8arti chose to focus on the entrance of Uçhisar Castle, which needs to be organized.

YER / LOCATION
Kapadokya, Uçhisar / Cappadocia

TARİH / DATE
2015

KURUM / INSTITUTION
Arkitera + Argos

ARAŞTIRMA EKİBİ / RESEARCH TEAM
Devrim Çimen, Sertaç Erten

1. BAŞKA BİR DÜNYANIN ZERAFETİ / GRACE OF THE OTHER WORLD

Ulus Baker* Sanat ve Arzu Seminerleri’nde bakış açısı mefhumu’nu anlatırken başka dünyadan olmanın taşıdığı zarafeti, hayvanlardan örnek vererek şöyle açıklıyor: Bir kuğu diyor, kendi dünyası olan sudan çıkıp karaya ayak bastığında, paytak paytak yürümeye başladığında, onun bu kusuru bizde bir hayranlık uyandırır; kesinlikle acımayız ona. O sarsak yürüyüş hoşumuza gider çünkü zariftir. Kuğunun kendi dünyasından bizlere taşıdığı bir zarafet, bir ışıldama vardır. İşte “philia” yani dostluk, sevgi ya da aşk olarak karşılayabileceğimiz duygulanımın başlangıcının da bu öte ya da başka dünyaya duyulan hoşlanma ve merakla başladığının vurgusunu yapıyor. Kapadokya coğrafyası bir başka dünyanın bu dünyadaki yansıması gibidir. Ana karakterini insan etkisinden azade tektoniğinden alan Kapadokya aslında başka bir dünyadan bizim hayatımıza zamansal ve mekansal çakışma dolayımıyla girmiş ve bizde kim olduğumuzdan, kültürel ve iktisadi arka planımızdan bağımsız olarak karada yürüyen kuğuya duyduğumuz hayranlığı uyandırmaktadır.

Ancak bu hayranlık ‘emeksiz’ beliren bir duygudur Baker’e göre. Ancak anlamamız gereken şey bu “nötr” düzlemin bir duygu ya da tutku içermemekle birlikte, algısal temas oluşturduğu ölçüde son derece güçlü bir tutkular potansiyeli taşıdığıdır. Bu potansiyelin ne tür bir ilişki kurma biçimi üreteceği ise bu duygulanıma maruz kalanla ilgilidir.

Kapadokya özelindeki temel tartışmamız aslında tam da burada başlamaktadır. Kendiliğinden oluşan bu hayranlık duygusunun barındırdığı potansiyellerin nasıl ortaya çıktığı ve ne tür ilişkisellikler ürettiği sorunsalı. Tarihin belirli bir dönemine kadar ağır aksak bir süreklilik içinde gelişen bu ilişkiler belirli dönemlerde kopuşlar yaşamış ve günümüze kadar gelmiştir. Dolayısıyla bu hayranlık duygusunun burada yaşayan ve ziyaret edende nasıl karşılık bulduğu ve bunun mekana nasıl yansıdığı önemli ve belirleyicidir.

Bu sorunsala bağlı bir diğer önemli tartışma konusu ise sınırlarla ilgilidir. Kapadokya’nın, yani bizde hayranlık uyandıran bu zarafetin nerede başladığı ve dolayısıyla nerede bittiği sorusudur söz konusu olan. Dolayısıyla bizim zerafete ilişkin iki önemli sorumuz vardır:

A- ‘KAPADOKYA İLE NASIL YAŞANIR?’

B- ‘KAPADOKYA NEREDE BAŞLAR NEREDE BİTER?’

 

2- ZERAFETE İLİŞMEK / TO SIT ON THE EDGE OF GRACE

Başka dünyanın zerafetini dışarıdan tanım(lam)ak kadar onunla içiçe/yanyana olma halleri de başka sorular ve sorunlar yumağıyla karşılar bizi. Bu zarafete bir aşk derecesinde karşılık vermeye çalışan insan, onunla ruhsal olduğu kadar fiziki bir ilişki kurmaya da girişmiş ve onun bedeninde kendisine yer açmıştır. Bu türden bir insan eylemliliği, dünya dışı zerafetin bir parçası olmak, onun bedeninde ondan izin bulduğu kadar kendi varlığını kurmak, adeta ona sığınmak yolu ile onun altında var olmaya çalışmaktır.

Bu durum kendisini Kapadokya coğrafyasının tam içinde yer tutmuş insan yaşantılarında göstermektedir. Uçhisar buna bir örnek oluşturabilir. Bir yandan başka dünyadan gelmiş gibi duran bir tektonik, diğer yandan ise oldukça bu dünyalı yaşam pratiklerinin biraradalıklarıdır söz konusu olan.

Uçhisar Kalesi’nin giriş meydanı bize bir fırsat sunmaktadır. Kaleye ilişme ve onunla birlikte bir takım halinde çalışma fırsatı. Kalenin kendine kabul edeceği misafirlerin geçeceği bir kapı, yanlarında anılar alıp gidecekleri bir tezgah, gölgesinde güneşten yağmurdan kardan korunacakları bir saçak.

Mevsime göre değişen rutinlerle açılıp kapanan “bir ikinci Topoğrafya”.